|
Yüzölçümü: |
5.712 km² |
|
Nüfus: |
10.018.735 (2000) |
|
İl Trafik No: |
34 |
KONUM
280 01’ ve 290 55’ doğu boylamlarıyla 410 33’ ve
400 28’ kuzey enlemleri arasında bulunur.
İstanbul il toprakları toplam 5.512 km2’lik bir
alanı kaplamaktadır.
İstanbul Boğazı, Karadeniz’i, Marmara Denizi’yle
birleştirirken; Asya Kıtası’yla Avrupa Kıtası’nı
birbirinden ayırmakta ve İstanbul kentini de
ikiye bölmektedir.
İli kuzeyde Karadeniz, doğuda Kocaeli
Sıradağları’nın yüksek tepeleri, güneyde Marmara
Denizi ve batıda ise Ergene Havzası’nın su ayrım
çizgisi sınırlamaktadır.
İl alanı, idari bakımdan doğu ve güneydoğudan
Kocaeli’nin Karamürsel, Gebze, Merkez ve Kandıra
ilçeleriyle, güneyden Bursa’nın Gemlik ve
Orhangazi ilçeleriyle, batı ve kuzeybatıdan
Tekirdağ’ın Çorlu Çerkezköy ve Saray ilçelerinin
yanı sıra, Kırklareli’nin de Vize İlçesi
topraklarıyla çevrilidir.
Türkiye topraklarının % 9,7’sini kaplayan
İstanbul, nüfus varlığı açısından ülkenin en
önemli ili durumundadır. 2000 Yılı Genel Nüfus
Sayımı sonuçlarına göre, İstanbul’un toplam
nüfusu 10.041.477 olarak belirlenmiştir. Yıllık
nüfus artış hızı binde 35’tir.
İstanbul ili sınırları içerisinde 27 ilçe
bulunmaktadır. Bunlar Batıda; Avcılar,
Küçükçekmece, Bakırköy, Bahçelievler, Bağcılar,
Güngören, Esenler, Bayrampaşa, Zeytinburnu,
Fatih, Eminönü, Beyoğlu, Beşiktaş, Şişli,
Kağıthane, Sarıyer, Gaziosmanpaşa, Eyüp. Doğuda
ise; Üsküdar, Beykoz, Kadıköy, Kartal, Pendik,
Tuzla, Ümraniye, Adalar, Maltepe, Sultanbeyli
bulunmaktadır. Bağımsız belediyeler ise
Büyükçekmece, Çatalca, Silivri ve Şile.
İklim
İstanbul’un il bütününün yer aldığı alandaki
iklim tipini, belirgin bir iklim tipi içinde
değerlendirme imkanı yoktur. Coğrafi konumu ve
fiziki coğrafya özellikleri nedeniyle aynı
enlemde yer alan bir çok yerleşmelerin
ikliminden daha farklı iklim özelliklerine
sahiptir.
Bitki Örtüsü
İstanbul metropoliten alanını doğal bitki
örtüsü, orman, maki, psödomaki (Karadeniz
iklimine uymuş, değişime uğramış, nemli
karakterli daha ağaçcıl maki bitki toplulukları)
ile kıyı bitkilerinden meydana gelmekte; Çatalca
ve Kocaeli Yarımadası’nda iklim şartlarına uyan
bitki toplulukları kuzeyde “nemli” güneyde
“kuru” türlerini geliştirmişlerdir.
İstanbul Metropoliten’inde orman alanlarının
dağılımı ise;
Doğu Yakası: 100.398 ha (%46), Batı Yakası:
115.994.(%54), Toplam: 216.392 ha. (% 100)

İstanbul'un tarihi 300 bin yıl
önceye kadar uzanır. Küçükçekmece gölü kenarında
bulunan Yarımburgaz mağarasında yapılan
kazılarda insan kültürüne ait ilk izlere
rastlanmıştır. Bu dönemde gölün çevresinde
Neolitik ve Kalkolitik insanların yaşadığı
sanılmaktadır. Çeşitli dönemlerde yapılan
kazılarda, Dudullu yakınlarında Alt Paleolitik
Çağ'a, Ağaçlı yakınlarında ise, Orta Paleolitik
Çağ ile Üst Paleolitik Çağ'a özgü aletlere
rastlanmıştır.
M.Ö. 5000 yıllarından itibaren başta Kadıköy
Fikirtepe olmak üzere Çatalca, Dudullu,
Ümraniye, Pendik, Davutpaşa, Kilyos ve
Ambarlı'da yoğun bir yerleşimin başladığı
sanılmaktadır. Ama bugünkü İstanbul'un temelleri
M.Ö. 7. yüzyılda atılmıştır. M.S. 4. Yüzyılda
İmparator Constantin tarafından yeniden inşa
edilip, başkent yapılmış; o günden sonra da
yaklaşık 16 asır boyunca Roma, Bizans ve Osmanlı
dönemlerinde başkentlik sıfatını sürdürmüştür.
Aynı zamanda, İmparator Constantis ile birlikte
Hristiyanlığın merkezlerinden biri olan
İstanbul, 1453'te Osmanlılar tarafından
fethedildikten sonra Müslümanların en önemli
kentlerinden biri sayılmıştır
Osmanlı Dönemi
Kent, 1391 yılından başlayarak Osmanlılar
tarafından kuşatılmaya başlandı. 1396'da I.
Bayezid (1389-1403), Karadeniz'den gelecek
yardımları önlemek için kentin Anadolu yakasına
bir hisar yaptırdı.
Kenti almaya kararlı olan II. Mehmed de
(1451-1481), Bizans'a Kuzey'den gelecek
yardımları her iki taraftan Boğaz'ı tutarak
önlemek için bu defa kentin Avrupa yakasına
Rumeli Hisarı'nı inşa ettirdi. İstanbul'un fetih
hazırlıkları bir yıl önceden başlatıldı. Kuşatma
için gerekli olan çok büyük toplar döktürüldü.
16 kadırgadan oluşun güçlü bir donanma
oluşturuldu. Asker sayısı iki kat arttırıldı.
Bizansın yardım almasını engellemek için yardım
yolları kontrol altına alındı. Ceneviz'lilerin
elinde bulunan Galata'nın da savaş esnasında
tarafsız kalması sağlandı. 2 Nisan 1453
tarihinde ilk Osmanlı öncü kuvvetleri İstanbul
önlerinde görüldü. Böylece kuşatma başladı. İki
aya yakın süren bu kuşatma dönemi 29 Mayıs 1453
günü sabaha karşı başlayıp, öğleden sonra kentin
ele geçirilmesiyle tamamlandı. Bu tarihten
itibaren İstanbul bir Osmanlı kenti oldu.
Fetihten sonra şehrin kalkındırılması için yeni
iskan bölgeleri oluşturuldu.
Bizans'ın son dönemlerinde görkemini yitirmiş
olan kentte, öncelikle eskiden kalma binalar ve
surlar onarılmaya başlandı. Bizans altyapıları
üzerinde Osmanlı'nın temel kurumlarının binaları
yükselmeye başladı. Büyük su sarnıçlarının da
korunması sağlandı. Osmanlı kimliğine uygun bir
gelişme gösteren İstanbul artık imparatorluğun
başkenti idi.
Nüfusu artırmaya yönelik bu iskan ve sürgünlerle
oluşan mahalleler daha sonraki İstanbul idari
yapısının temelini oluşturdu. 1459'da İstanbul
her biri farklı demografik özellikler taşıyan
dört idari birime ayrıldı. Bunlardan biri
idarenin merkezinin olduğu Suriçi, diğer üçü ise
surdışında yeralan ve "Bilad-i Selase" olarak
adlandırılan Eyüp (Büyük ve Küçük Çekmece,
Çatalca ve Silivri dahil), Galata ve Üsküdar'dı.
1457 sonunda eski başkent Edirne'nin uğradığı
büyük yangınla şehre yeni göçmenler geldi ve
şehir oldukça şenlendi. İstanbul, fetihten elli
yıl sonra Avrupa'nın en büyük şehri haline
geldi.
16. yüzyıla büyük bir şehir olarak giren
İstanbul, Küçük Kıyamet olarak anılan 14 Eylül
1509 depreminde çok zarar gördü. 8 Şiddetinde
olduğu tahmin edilen ve artçı sarsıntıları 45
gün süren depremde binlerce bina yıkıldı,
binlerce kişi öldü.
İstanbul, 1510'da Sultan II. Bayezıd tarafından
80.000 kişinin istihdamıyla neredeyse yeniden
kuruldu. Bu yüzden günümüze gelebilen eserlerin
büyük çoğunluğu bu devirden kalmıştır.
1520-1566 yılları arasında Kanuni Sultan
Süleyman yönetiminde İstanbul birçok değerli
esere ve izleri günümüze kadar ulaşan bir kent
planına kavuşarak, gelişmiştir. Bu dönemde
özellikle Mimar Sinan imzalı birbirinden değerli
çok sayıda eser inşa edilmiştir. Veba salgını,
yangınlar ve sellere rağmen Kanuni dönemi
İstanbul için tam bir yükseliş dönemi
sayılmıştır.
Lale Devri olarak da anılan Nevşehirli Damat
İbrahim Paşa'nın sadrazamlığındaki 1718-1730
yılları, itfaiye teşkilatının kurulması, ilk
matbaanın açılması ve çeşitli fabrikaların
inşasıyla İstanbul'un değişmeye başladığı
dönemdir.
3 Kasım 1839'da Topkapı Sarayı'nın Gülhane
Bahçesi'nde okunarak halka ilan edilen Tanzimat
Fermanı ile İstanbul'da yeni bir dönem açıldı.
Batılılaşma sürecinin hızlandığı bu dönemde
İstanbul'da mimariden yaşama tarzına, eğitim
kuruluşlarından sanayi kuruluşlarına kadar
birçok alanda yenilikler yaşandı.
Bu dönemde şehir yeni alanlara doğru genişlemeye
başladı. Suriçi Bakırköy yönünde, Galata ise
Teşvikiye yönünde yayılırken; Boğaziçi'nde
Sarıyer'e iskan hızlandı. Anadolu yakası ise bir
taraftan Bostancı, diğer taraftan Beykoz'a doğru
büyüdü.
Bu yıllar, altyapı ve kent hizmetlerinde de
önemli gelişmelere sahne oldu. Haliç üzerine
köprü yapılması, tünel (metro), Rumeli
Demiryolu, kent içi deniz taşımacılığı yapan
Şirket-i Hayriye'nin açılması, Şehremaneti
(Belediye) örgütünün diğer belediye dairelerinin
kurulması, ilk telgraf hattının çekilmesi,
Zaptiye Nezareti'nin kurulması ve ona bağlı
karakolların açılması, Vakıf Gureba
Hastanesi'nin hizmete girmesi ve Atlı Tramvay
Şirketi bu gelişmelerin sadece bazılarıdır.
23 Aralık 1876'da I. Meşrutiyet ve 24 Temmuz
1908'de II. Meşrutiyet ilanlarına sahne olan ve
halk arasında "Üçyüzon Depremi" denen 1894
depreminde büyük zarar gören İstanbul', II.
Dünya Savaşı'nın ardından 13 Kasım 1918'de
İtilaf Devletleri donanmasınca işgal edildi.1923
yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla
İstanbul'un başkent dönemi sona erdi. |